SAHİH-İ MÜSLİM

Bablar Konular Numaralar

AHMED DAVUDOĞLU

450 - 452 NOLU HADİSLERİN ŞERHİ:

 

Ashabın: «Kıyamet gününde» kaydı ile sormalarından anlaşılıyorki, dünyada iken Allahı görüp göremiyeceklerini sormamışlardır. Müslimin Ebu Ümâme 'den tahriç ettiği bir hadiste : «Siz ölünceye kadar Rabbinizi göremeyeceksiniz.» buyurulmuşdur. Âhiretde ise; Ehl-i Sünnete ve Cumhura göre; görülecektir. Hâricilerle Mu'tezile ve Murcie taifesinden bazıları görülmeyeceğine kail olmuşlardır. Bunlar bir şeyin görülmesi için görenin karşısında olması, ziya bulunması uzaklık ve perde gibi bir mâni bulunmaması gibi aklî ve mesnedsiz bir takım şartlar koşarlar Halbuki, Ehl-i Sünnete göre görülecek şeyin vücudundan başka hiç bir şart yoktur. Görmek Allahın yarattığı bir idrâktir.

 

«İçlerinde münafıkları da olduğu halde (yalnız) bu ümmet kalacak.» cümlesi hakkında ulemâ şunları söylemişlerdir: «Münafıkların mu'minlerle kalması dünyada iken onların arasına karışarak gizlendikleri içindir. Âhirettede aynı şekilde haşır neşir edilecekler mu'minlerin arasına karışarak onların nuru içinde yürüyeceklerdir. Nihayet araya bir duvar çekilerek duvarın iç tarafı rahmet dış tarafı azap olacak münafıklar azap tarafında kalacak ve mu'minlerden aldıkları nur kendilerinden uçacaktır. Bazıları bunların Havz-ı kevserden kovulanlar olduğunu söylemişlerdir. Havz hadisinde beyân buyurulduğuna göre Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellenı) kıyamette herkesten önce havzının başına geçecek ve gelenlere Havz-ı kevserden su takdim edecektir. Ümmeti cemaatlar halinde gelecekler fakat bazıları tam yaklaştıkları sırada Önlerine mani konularak gelemiyeceklerdir. Resulullâh

 

«Ya Rabbi! Bunlar benim ümmetİmdendtr. Ne olur onlar da gelsin.)» diye niyaz edecek kendisine cevaben: «Sen onların senden sonra ne bid'atlar çıkardıklarını bilmezsin.» denilecek o zaman Fahri Kainat (Sallallahu Aleyhi ve Sellenı)'de: «Benden sonra benim yolumu değiştiren uzak olsun! Uzak olsun!» diyecektir.

 

Hadis-i Şerifte Allah Teâlâ 'nın mu'minlere evvelâ tanımadıkları bir surette tecelli edeceği onun için de mu'minler biz senden Allah'a sığınırız diyecekleri; sonra kendilerine mu'minlerin tanıdığı sıfatiyle tecelli edeceği onlarında:

 

«Evet Rabbimiz sensin» diyerek Allah'a tabi' olacakları bildiriliyor. Teâlâ Hazretlerinin sıfatları hususundaki âyet ve hadisler hakkında ulemânın iki kavli vardır. Birinci kavle göre; bu sıfatlar hakkında söz edilemez. Onlara iman edip geçmek icap eder.

 

Yani Allah Zülcelâl'in azamet ve celâline lâyık olan sıfatlara ve onun şeriki nazîri ve misali olmadığına, mahlukatınm sıfatları olan cisim, mekân ve intikal gibi şeylerden münezzeh bulunduğuna kafi surette itikad etmek gerekir. Selef-i Salihin ile Kelâm ulemâsından bir cemaatın mezhebi budur. Muhakkıkın-i ulemâdan bir çoklanda bunu ihtiyar etmişlerdir. Zaten en salim yol da budur.

 

İkinci kavle göre: Allah'ın sıfatları yerine göre lâyık olduğu şekilde te'vil olunur. Ancak bu te'vili gelişi güzel herkes değil Arap lisanını, o lisanın usul ve füruunu bilen mütehassıs ulemâ yapar. Kelâm-ulemâsın­dan büyük bir kısmının mezhebi budur. Bu mezhebe göre Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ye Sellem)'in: «Allah onlara gelecek.» buyurması onlara görünecek tecelli edecek demektir. Çünkü âdete göre yanında olmayan bir kimseyi görmek ya onun gelmesi ya ona gitmek suretleri ile olur. Binaenaleyh burada da gelmek tabiri mecazen görünmek mânasında kullanılmıştır. Bazıları: «İtyan yani gelmek, Allah'ın fiillerinden biridir» demişler bir takınıları da: « Allah'ın mu'minlere gelmesinden murâd bazı meleklerinin gelmesidir.» Mütalâasında bulunmuşlardır. Kaadî İyâz: «Bence bu te'vil daha güzeldir...» demiştir. Ona göre Allah-ı Zülcelâl'ın melek suretinde yani kendi sıfatlarına benzeyen mahlukâtı şeklinde tecelli ederek mu'minleri imtihan etmesi de muhtemeldir. Bu imtihan mu'minlerin geçireceği son imtihandır. Burada   Kirmanı   acaip bir sual sormuş aynı suale yine kendisi acaip bir cevap vermiştir. Kirmani 'nin sözü şudur. «Melek masum olduğu halde nasıl olurda mu'minlere ben sizin Rabbinizim der? Halbuki bu yalandır dersen bende derim ki melekin böyle küçük bir günahtan masum olduğunu biz teslim edemeyiz.» Ayni, bu sual ve cevaba karşı şunları söylemiştir. Bende derim, ki: O takdirde «sizin en büyük Allah'ınız benim» diyen firavunda ancak küçük bir günah işlemiş olur Kirmani şerhini böyle safsatalardan nezih bulundursa çok daha iyi ederdi.

 

Suretten murâd sıfattır: «Allah onlara tanıdıkları sureti ile gelecek.» cümlesinin mânası mü'minlerin tanıdıkları sıfatı ile tecelli edecek demektir. Zira mu'minler onu sıfatı ile bilirler. Bundan dolayıdır ki; ilk defa tecelli ettiğinde bildikleri sıfatlarda olmadığı için onun Allah olduğunu inkâr edecek ikinci defa göründüğünde bildikleri sıfatla tecelli ettiği için: «Bizim Rabbimiz sensin» diyeceklerdir.

 

Sıfata suret denilmesi ona benzediği içindir. Bir de suret kelimesi hadiste daha evvel zikredil'diği için tekrardan kaçınılmıştır.

 

mu'minlerin: «Biz senden Allah'a sığınırız» sözünü Hattabi hasseten münafıklara hamletmişsede Kaadî İyâz bunu kabul etmemiş ve: «Bu sözün münafıklar tarafından söylenmiş olması doğru değildir. Sözünü münafıklara hamletmekle cümlenin mânası doğru çıkmıyor» demiştir ki Nevevî : «Doğrusuda budur! Hadisin lâfzı mu'minler hakkında zahirdir. mu'minlerin Allah'a sığınması gördükleri sıfatın mahlukat sıfatı olmasındandır.» diyor. mu'minlerin AlIah'ı tanıdıktan sonra ona tabi' olmalarından murâd cennete girmeleri için verdiği emri dinlemeleridir. Yahut kendilerini cennete götüren meleklere tâbi' olurlar.

 

Hadis-i Şerifte: «Cehennemin üzerine sırat köprüsü kurulacak» buyurulmakla sırat köprüsü ispat edilmiştir. Ehl-i Hakkın mezhebide budur. Selef-i salihin sıratın kurulacağına icma' etmişlerdir. "Cehennemin üzerine kurulacak olan bu köprünün üzerinden bütün insanlar geçecektir. Ancak mu'minler derecelerine göre geçmeye muvaffak olacak kâfirler, âsiler geçemiyerek cehennem'e düşeceklerdir. Kelâm ulemâsının beyanına göre; sırat kıldan ince kılıçtan keskin bir köprüdür. Nitekim Ebu Sa'id-i Hudri (Radiyallahu anh) 'in rivayetinde böyle olduğu tasrih buyurulmuştur. Sırat'ın üzerinde melekler bulunacak ve oradan geçenlere yedi yerde sualler soracaklardır. Birinci sual imana, ikincisi namaza, üçüncüsü zekata, dördüncüsü ramazan, beşincisi hac ve umreye, altıncısı abdeste, yedincisi cünüblükten temizlenmeye aid olacaktır.

 

Kıyamet gününde Nebilerden başka kimsenin konuşmaması o günün şiddet ve dehşetindendir. Hatta bazı rivayetlere göre; birden bire Nebian-ı izam (Salavatullahi Aleyehim Ecma'in) hazeratının bile dilleri tutulacak sonra konuşacaklardır. Maamafih Nevevî'nin beyanına göre burada konuşmamaktan murâd sırattan geçiş halidir. Yoksa kıyamet gününde bazı yerlerde insanlar konuşacak herkes kendini müdafaya çalışacak birbirlerine sualler tevcih ederek herkes suçunu hasmına yüklemeğe çalışacak tâbi olanlar metbu'larından hak dâva edeceklerdir. O günün dehşetini gören Nebiler ümmetlerine karşı besledikleri şefkat ve merhametten dolayı: «Yarab! Selâmet ihsan eyle, selâmet!» diye niyaz edecektir. Orada yapılacak dua ve niyazlar yerine göre olacaktır.

 

Kelâlîb: Kellub'un cem'idir. Kellub, yerine üzerine et asılan çengel demektir. Bazıları bunun odundan olduğunu ucunda kıvrılmış sivri bir demir bulunduğunu söylerler. Her tarafı demirdendir diyenlerde vardır.

 

Sa'dan: Develerin otladığı her tarafı prtırcık gibi dikenlerle bezenmiş bir nebattır. İşte Sa'dan dikeni gibi insanların ayaklarına batacak olan bu çengeller amellerinden dolayı yahut amelleri miktarınca insanlara batarak onları kapacaklardır. O zaman mu'min olanlar amelleri sayesinde bu çengellerden kurtulacak kâfirlerle âsiler çengellere dolaşacaktır.

 

Hadis-i şerifteki hayat suyundan murâd; ebedî hayata sebep olan su demektir. Bu sudan içen yahut onunla yıkanan bir daha ebediyyen ölmeyecektir. Cehennemden çıkanlar onunla yıkandıktan sonra sel önünde biten otlar gibi birdenbire fışkırıp süreceklerdir. Buradaki teşbih sel önünde biten otun beyaz ve çabucak sürmesi itibari ile yapılmıştır: cümlesinde geçen «Dihk» kelimesinin asıl mânası gülmeksede gülmek Allah Teâlâ hakkında muhal olduğu için ulemâ bu kelimeyi Allah'ın rızası ve kuluna nimetini izhar buyurması mânasına almışlardır. Zaten gülmek rızanın lâzımıdır. Kul istiyeceği kadar istiyecek fakat cennette onun bilmediği daha nice nimetler bulunacağı için Allah Teala kendisine filân seyide iste, filân cinstende iste diye delâlette bulunacaktır. Bu Allah Tealanın rahmetinin büyüklüğündendir. Ebu Hureyre hadisinde kullara her istedikleri, bir mislide ziyade edilmek sureti ile verileceği beyan ediliyor. Ebu Sa'id hadisinde ise; bir misli değil on misli verileceği bildiriliyor. Ulemâ bu iki rivayetin arasını şöyle bulmuşlardır. Nebi {Sallallahu Aleyhi ve Sellem) evvelâ Ebu Hureyre hadisindeki katlamayı bildirmiş sonra Teâlâ Hazretleri lutfu ihsanda bulunarak bu miktarı on misline çıkarmıştır. Resulullâh (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), Ebu Sa'id hadisinde de bu hakikati beyân etmiştir.